100. Yılında Çanakkale

Düşman donanması denizde! Geliyorlar!

Kardeşlerim! Burası sadece Çanakkale değil!

Burası bugün İstanbul, Erzurum, Maraş, Van, Bosna, Bakü! Burası bugün Mekke, Medine!

Bugün Selahattin biziz! Bugün Hamza biziz! Bugün ŞeyhŞamil,

Bugün Alparslan, Kılıçarslan, Bugün Ulubatlı Hasan,

Bugün bu Albayrak uğruna Gazi biziz! Bugün Şehit biziz!

Vatan sevgisi, imandan gelir kardeşlerim! Cennette bizim elimizde, cehennemde! Bir kusurumuz

olduysa hakkınızı helal edin! * Helal olsun! Helal olsun! Helal olsun!

 

Atik Sosyal Gelişim Gençlik ve Spor Kulübü,

11 Nisan 2015 Cumartesi Kulüp merkezinde,

Çanakkale; 100 yıldır bitmeyen savaş konulu bir seminer düzenledi.

Milli Bilinç Kampına katılacak olan izcilerimiz ve velilerimiz,

Çanakkale’nin bilinmeyen veya yanlış bilinen yönlerini ve aslında devam eden bir savaş olarak

Çanakkale’yi Necmi Sarıyer den dinlediler.

2015_04_11_canakkale_anma_izci_01  2015_04_11_canakkale_anma_izci_03

2015_04_11_canakkale_anma_izci_04  2015_04_11_canakkale_anma_izci_05

2015_04_11_canakkale_anma_izci_07  2015_04_11_canakkale_anma_izci_08

2015_04_11_canakkale_anma_izci_09  2015_04_11_canakkale_anma_izci_10

2015_04_11_canakkale_anma_izci_11  2015_04_11_canakkale_anma_izci_12

2015_04_11_canakkale_anma_izci_13  2015_04_11_canakkale_anma_izci_15

2015_04_11_canakkale_anma_izci_16  2015_04_11_canakkale_anma_izci_17

2015_04_11_canakkale_anma_izci_18

Çanakkale ile ilgili 97 adet kitap okuduğunu ve okumaya devam ettiğini belirten Necmi Sarıyer,

genç izcilerimize ve ailelerine şöyle seslendi;

” Bizim de Çanakkale savaşlarına ve şehitlerimizin anısına okuyarak katkı sunmamız gerekiyor.

Bu vesile ile okuduğum kitaplardan bir kısmını sizlere tavsiye etmek istiyorum.

-Çanakkale Savaşları ve Gezi Rehberi,               Talha UĞURLUEL

-Çanakkale Geçilmedi Yzb. Mehmet Hilmi          Gazanfer ŞANLITOP

-Destanlaşan Çanakkale                                        Mustafa TURAN

-Çanakkale Mahşeri                                               Mehmed NİYAZİ

-Çanakkale Kıyameti                                              Yavuz BAHADIROĞLU

-Çanakkale Savaşlarından Kan Çiçekleri            Mehmet İhsan GENÇCAN

-Şu Boğaz Harbi                                                     Ekrem ŞAMA

-Kuğunun Son Ötüşü                                             Ergun GÖZE

-Çanakkale Savaşı Siyasi, Askeri ve Sosyal Yönleri     Lokman Erdemir

-Çanakkale Savaşı Siperin Ardı Vatan                Gürsel GÖNCÜ / Şahin ALDOĞAN ”

 

Bizleri kırmayıp vaktini ayırdığı için ve de sunumlarından dolayı Necmi Sarıyer’e şükranlarımızı ve muhabbetlerimizi sunarız.

21 Nisan 2015 Salı sabah saat 09;30’ da Çanakkale Milli Bilinç Kampına katılacak izcilerimiz için uğurlama töreni yapılacaktır.

Uğurlama törenimizde Çanakkale’deki şehitlerimizin şehit olmadan önce yedikleri yemeklerden izcilerimize ikram edilecek.

Velilerinden tek tek helallik istenecek.

İzcilerimiz dualar eşliğinde Çanakkale’ye uğurlanacak.

 ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE
Şu boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?
En kesîf orduların yükleniyor dördü beşi,
-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.

Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde – gösterdiği vahşetle ” bu : bir Avrupalı ”
Dedirir – yırtıcı his yoksulu, sırtlan kümesi.
Varsa gelmiş , açılıp mahbesi, yâhut kafesi!

Eski dünyâ, yeni dünyâ, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi, tûfan gibi, mahşer mahşer.
Yedi iklîmi cihânın duruyor karşısın da,
Avustralya’yla beraber bakıyorsun: Kanada,

Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk;
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi hindu, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ…
Hani, tâ’una da züldür bu rezîl istîla!

Ah o yirminci asır yok mu, o mahluk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcut ise hakkıyle, sefil,
Kustu mehmetçiğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrarı hayasızcasına.

Maske yırtılmasa hala bize afetti o yüz…
Medeniyet denilen kahpe, hakikat, yüzsüz
Sonra mel’undaki tahribe müvekkel esbab
Öyle müthiş ki: eder her biri bir mülk-ü harab.

Öteden saikalar parçalıyor âfâkı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a’mâkı
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin

Yerin altında cehennem gibi binlerce lâğam
Atılan her lâğamın Yaktığı: yüzlerce adam
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer
O ne müthiş tipidir: savrulur enkâz-ı beşer…

Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Boşanır sırtlara, vâdilere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o namert eller,
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.

Veriyor yangını, durmuş da açık sînelere,
Sürü hâlinde gezerken sayısız tayyâre
Top tüfekden daha sık gülle yağan mermîler…
Kahraman orduyu seyret ki, bu, tehdîde güler!

Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal’a mı, göğsündeki, kat kat îman?
Hangi kuvvet onu, hâşâ,edecek kahrına râm?
Çünkü te’sis-i îlahi o metîn istihkâm.

Sarılır, indirilir mevki’-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkîf edemez sun’-i beşer;
Bu göğüslerse Hudâ’nın ebedî serhaddi;
“O benim sun’-i bedi’im, onu çiğnetme” dedi.

Âsım’ın nesli… diyordum ya… nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmûsunu, çiğnetmeyecek.
Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar…
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,

Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, yâ Rap, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
Gökten ecdad inerek öpse o pâk alnı değer.

Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhîd’i…
Bedr’in aslanları gibi şanlı idi.
Sana dar gelmeyecek makberi kimler
“Gömelim gel seni târîhe” desem, sığmazsın.

Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâp…
Seni ancak ebediyyetler eder istîâb.
“Bu, taşındır” diyerek Kâbe’yi diksem başına;
Rûhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;

Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyla,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyla;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyyâ’yı uzatsam oradan;

Sen bu âvîzenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken, gece mehtâbı getirsen yanına,
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvîzeni lebrîz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana…

Yine, bir şey yapabildim diyemem hâtırana
Sen ki, son ehl-i salîbin kırarak savletini,
Şarkın en sevgili sultânı, selâhaddîn’i,
Kılıç arslan gibi iclâline ettin hayran…

Sen ki islam’ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çenberi ğöğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki rûhunla beraber gezer ecramı adın;
Sen ki, a’sâra gömülsen taşacaksın…Heyhât,

Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât…
Ey şehît oğlu şehît, isteme benden makber,
Sana ağûşunu açmış duruyor peygamber.

MEHMED ÂKİF ERSOY

 

Bir cevap yazın