Kritik Analitik Düşünce

İstanbul’da Kritik ve Analitik Düşünme Semineri

Bulgurlu Çevre Kültür ve Ahlak Derneği BUÇEV tarafından organize edilen “İstanbul Kritik ve Analitik Düşünme Seminerleri” programı.

Katılımcı olarak iştirak eden istanbul ve yakın illerdeki 25 sivil toplum kuruluşunun yönetici ve üyelerinin arasında ATİKDER olarak biz de yerimizi aldık.

Seminer Özel Mavigün Koleji’nde gerçekleştirildi.

Programın açılış konuşmasını Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü’nden Doç. Dr. Abdülkadir Balıkçı yaptı. Konuşmacıların kısa özgeçmişlerini aktaran Balıkçı, programın akışı hakkında bilgiler verdi.

Açılış konuşmasının ardından, katılımcılar, kendileri için önceden belirlenen sınıflarına geçti. 3 sınıfa yerleştirilen yaklaşık 100 katılımcı, 45’er dakikalık 6 ayrı başlıkta sunumlar dinledi. Konuşmacılar, sırasıyla sınıfları dolaşarak konularını anlattı.

A sınıfının ilk konuşmacısı Hüseyin Çalışkan “Kritik ve Analitik Düşünme Nedir?” başlıklı sunumunu yaptı. Muharrem Nureddin Coşan Hocaefendi’nin “Allah rızasını kazanmada; tefekkürün yolunu açacak, feraset, basiret ve hikmete bizi taşıyacak, bir yol ve metod olarak, Kritik Analitik Düşünme sistemini hayat tarzı haline getirmeliyiz” şeklindeki tavsiyelerine atıfta bulunarak söze başlayan Hüseyin Çalışkan; “İnsanlar genellikle mevcut düşünme yeteneklerinden memnundurlar. Bu nedenle onu geliştirmeyi düşünmezler. Bunu aşmak için önce sistematik düşünür olmaya niyet etmek gerekir. Niyet ilk adımdır. Bu hem kolay hem de zordur. Bunu istemek henüz doğru düşünebilir olmadığınızı kabul etmek anlamına gelir” dedi. Doğru düşünme becerileri kazanmanın önemli olduğuna vurgu yapan Çalışkan, “Ancak bundan daha önemlisi, düşünme becerilerini geliştirme fikrine sahip olmaktır” diye konuştu.

Düşünmeyi gruplandıran Hüseyin Çalışkan, çeşitli yazarlardan alıntılar yaparak sözlerini şöyle sürdürdü: “Beynin fonksiyonu olan düşünme, iki farklı seviyede ortaya çıkmaktadır. Düşük seviyede düşünme; bir bilgiyi öğrenme ve alışkanlık haline getirmekten ibaret iken, yüksek seviyede düşünmeayrıca bilginin analiz, sentez ve değerlendirilmesi aşamalarını kapsamaktadır. Geri planda düşünme;günlük yaşamın akışı içerisinde otomatik olarak yapılan idare edici bir düşünmedir. Trafikte araç kullanmaya benzetilir. Bilinçli düşünme ise “harita yapmakla” ilgilidir. Konuyu inceler ve haritasını çıkartırsınız. Haritayı nesnel ve yansız bir şekilde yaparsınız. Bunu yapmak için geniş bir görüş açısına sahip olmanız gerekir.”

 

ELEŞTİREL BİR HABER ALICISI OLMAK

Av. Yusuf Çiftçi’nin sunduğu ikinci seminer “Medya Okuryazarlığı Pratikleri” başlığını taşıyordu ve adından da anlaşılacağı üzere online olarak farklı haber sitelerinden seçilen haberler KAD açısından değerlendirildi. Konuşmasının başında “Eleştirel Bir Haber Alıcısı” olmanın aşamaları hakkında bilgi veren Yusuf Çiftçi, “Haber yapımındaki temel anlayışın ne olduğunu araştıralım. Sadece haber mi; yoksa aynı zamanda operasyon, yönlendirme, tahrik, duygusallıkların kullanılması, yanıltma, yalan, hedef saptırma, oyalama mı?” sorusuyla dikkatleri uyandırmaya çalıştı. Çiftçi, medya organlarının haber yapma mantığını kullanarak, haberleri önce çözümleyip parçalamayı,sonra onları farklı bir bakış ve anlayışla tasavvur ederek yeniden oluşturmayı öğrenmemiz, haberi bizim başka hangi şekillerde verebileceğimize dair alıştırmalar yapmamız gerektiğine vurgu yaptı. Haberleri okurken her zaman “haber ne diyor?”, “haber ne demek istiyor?” sorularına kafa yormanın sağlıklı sonuçlara ulaştıracağını bildiren Yusuf Çiftçi, haberlerde çoklukla kullanılan tuzakları şöyle sıraladı: “Duygusallık, pohpohlama, meraklandırma, genelleme, korku pazarlaması, uzman görüşleri, hep daha fazlası, çatıştırma, felaket tellallığı.” Her görüşten tüm medya organlarında yer alan, virgülüne kadar birbirinin aynısı haberlerin çoğunun, uluslararası bir operasyonun bir parçası (algılarla yönlendirme) olduğuna değinen Çiftçi, kadına yönelik şiddet haberlerini buna örnek olarak verdi. Yaklaşık 1 yıl boyunca hemen her gün kadına yönelik şiddet haberlerini yoğunlukla işleyen medya organlarının, bu konudaki kanun çıktıktan sonra haberleri bıçak gibi kestiğini söyledi. Bazı internet sitelerinde “Cezaevinde Hafız Oldu” başlığıyla yer alan bir haberin muhafazakâr medyada “PKK’lı Mahkûm Hafızlık Belgesi Aldı” tarzında verildiğini anlatan Çiftçi, yaşanan çözüm sürecinde bunun gibi haberlerle muhafazakar tabanın çözüme ısındırıldığını savundu ve haberin asıl tarihinin 4 Temmuz 2011 olduğunu ama bugün yeniden ve yeniymiş gibi gündeme getirildiğini hatırlattı.

 

ALTI ŞAPKA DÜŞÜNME TEKNİĞİ

“Altı Şapka Düşünme Tekniği ve Uygulaması” başlıklı üçüncü sunumu Dr. Mehmet İshak Mazı yaptı. Mazı amacını “Genel olarak düşünme, özelde de altı şapka düşünme tekniği konusunda bilgi vermek, düşünme becerisi kazandırmak” olarak özetledi. “Düşünme; beynin bir amaca yönelik yaptığı aktif, organize zihinsel süreçlerdir. Bu süreçlerin girdileri; veri, bilgi, kanıt, inanç, duyumlardır.” diyen M. İshak Mazı, İmam-ı Gazali’nin, “Tefekkür kuvveti gerektiği şekilde terbiye ve ıslah edilirse hikmet hasıl olur” dediğini, Allah’ın da Kur’ân’da Allah, hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse şüphesiz ona çokça hayır verilmiştir. Bundan ancak akıl sahipleri ibret alır.”(Bakara 269) buyurduğunu söyledi. Altı Şapkalı Düşünme tekniğini Edward De Bono’nun geliştirdiğini söyleyen Mehmet İshak Mazı, düşünme becerilerini kazanma ve geliştirme fikrine sahip olmaya niyetlenmek gerektiğini bildirdi. Dr. Mehmet İshak Mazı hangi renk şapkanın neleri simgelediğini şöyle özetledi: Beyaz Şapka; tarafsız, objektif olgular ve rakamlara dayanır. “Elimizde ne gibi bilgiler var, daha hangi bilgiler gerekiyor, eksik bilgiler nelerdir, gerekli bilgileri nasıl elde ederiz, ne tür sorular sormalıyız?” gibi sorulara cevaplar aranır. Kırmızı Şapka; öfke, tutku ve duygu içerir. Duygusal bir bakış açısı verir. Hiçbir açıklama yapmaksızın duygularımızı ve sezgilerimizi söyleme fırsatını elde ederiz. “Bu olay, durum, öneri, sorun vb. hakkında neler hissediyorum?” sorusu üzerinde durulur.Siyah Şapka; karamsar, olumsuz ve kötümserdir. Bir şeyin niçin yapılmayacağını, riskleri ve neden işe yaramayacağını görür-gösterir. Bu şapka eleştirme şapkasıdır ve olumsuz durumların ortaya çıkmaması için yapılan objektif bir girişimdir. Sarı Şapka; iyimser, umutlu, olumlu düşünür. “Bunun ne gibi yararları var, bundan kim yararlanacak, bu yararlar nasıl ortaya çıkabilir?” gibi sorularla olumlu hava oluşturur. Yeşil Şapka; yeni fikirler ortaya atar. “Bu konudaki değişik önerilerimiz neler olabilir?” sorusuyla, daha önce hiç denenmemiş kapılar açılmasını sağlamaya çalışır. Mavi Şapka; düşünme sürecinin düzenlenmesi ve kontrolü aşamasını temsil eder. “Bundan sonra ne yapmalıyız, şu ana değin neler başardık, geçmişte ne oldu, şimdi ne oluyor, gelecekte neler olmalı?” sorularına odaklanılır.

 

EYLEMLE KRİTİK ANALİTİK DÜŞÜNME

Verilen yemek arasının ardından öğleden sonraki ilk konuşmacı Av. Hüseyin Çelik, “Kritik ve Analitik Düşünmenin Basamakları” konusunu sundu. Çelik, “Sorunu Anlama ve Çözmeyi Kapsayan Eylemli Kritik Analitik Düşünme” diye adlandırdığı düşünme biçimini şöyle tanımladı: “Bir sorunun doğru değerlendirilerek anlaşıldıktan sonra, çözüm için plan yaparak, uygulayıp, sorunu ortadan kaldırma amacını güden, düşünme ve uygulama sürecidir. “ Av. Çelik ardından bu düşünmenin aşamalarını sıraladı: “Bilgi toplamak, mevcut durumu anlamak, sorunu alt gruplara ayrıştırmak, olayı tanımlamak, amacı belirlemek, sorunun çözümü için hedef belirlemek, uygulanacak yöntemi belirlemek ve uygulamak, sonuç ile ilgili analiz yapmak.” Av. Hüseyin Çelik; “Bir sorunu çözmeden önce “olay nedir?” sorusunun cevabı önemlidir. İlk görünen hali ile olay, sorun nedir, kısaca tanımlanır ve kavranır. Bu basit sorular ve bunlara verilecek cevaplardan sonra kritik analitik düşünmenin aşamaları başlar.” dedi. Düşünmenin aşamalarını Susurluk kazası üzerinden uygulamalı olarak anlatan Hüseyin Çelik, dikkat edilmesi gereken hususları şöyle sıraladı: “Tarafsız olmak, ön yargıları belirlemek, doğru bilgi kaynaklarını seçmek, eldeki tüm verileri değerlendirmek, bilgiyi etkin olarak yorumlamak, işe yaramayan bilgileri elemek, 5N 1K sorularına cevap aramak, problemden kaynaklanan temel soruyu iyi tespit etmek, soruları açık ve net ifadelerle belirlemek, her aşamada “niçin” sorusunun peşine düşmek, cevapları gerçekçi, duygusallıktan uzak ve önyargısız değerlendirmek, konuyu ortaya koyan açıklamayı hazırlamak, bilinmeyenleri öğrenmeye çalışmak vb.” Susurluk’un ilk bakışta sıradan bir trafik kazası gibi göründüğünü hatırlatan Çelik, araçtan birlikte olmaları beklenmeyen kişilerin çıkması üzerine şüphelerin ortaya çıktığını ve medyanın da üzerine gitmesiyle konunun başka boyutları olduğunun anlaşıldığını belirtti. Yukarıda izah edilen aşamalara benzer şekilde didiklenen kaza ve sonrasında yaşananların ardından toplumda çetelere karşı bir bilinç oluştuğunu söyleyen Çelik; “Hatta Ergenekon soruşturmalarına giden yol Susurluk’tan sonra açılmıştır.” şeklinde konuştu.

 

ELEŞTİREL OKUMA Seminerlerin beşinci konuşmacısı Sabri İşkin “Eleştirel Okuma, Örnek Makale Analizi” konusunu sundu. Eleştirel okumayı “okuyucunun, okuma süreci boyunca okuduklarını sorgulaması, desteklemesi ve yargılamasıdır” şeklinde tanımlayarak söze başlayan İşkin, “Okuyacağımız kimselerin ihtisasını, tahsilini, salahiyetini sormalıyız. En önemlisi, eski ve yeni gerçek âlimleri bilmeli ve bulmalı; en salahiyetli, en âlim, en takva, en fazıl, en edip ve en kâmil kimselerin eserlerine itibar göstermeliyiz.” şeklinde devam etti. “Yazarın söylemek istediği nedir?”, “Bu, gerçekten böyle midir?” gibi sorularla okuyucunun, yazarın söylediklerini değerlendirmesi gerektiğini, zaten eleştirel okumanın tam da bu demek olduğunu belirten Sabri İşkin, “Okuyucu bilginin doğruluğunu sorguladığında, gerçeklerle görüşler arasındaki farkı belirlediğinde ve ikna edici ifadeyi yakaladığında, eleştirel şekilde okumuştur” diye konuştu. Makale analizinin belli kurallara bağlanmış bir şablonu olduğundan bahseden Sabri İşkin, “Bu makalenin en temel amacı nedir?” sorusuna cevap aramanın ilk basamak olduğunu söyledi. Yazarın işaret ettiği anahtar soru nedir? Makaledeki en önemli bilgi nedir? Makaledeki temel çıkarımlar nelerdir? Bu makalede bilmemiz gereken ana kavramlar nelerdir? Yazarın düşüncelerinin arka planındaki varsayım(lar) nelerdir? a) Yazarın mantık zincirini ele alırsak, varacağımız sonuçlar nelerdir, b)Yazar gibi mantık kurmazsak, bunun sonuçları nasıl olur? Bu makalede ortaya konulan bakış açısı nedir?” sorularına cevaplar aranarak başarılı bir analiz yapılabileceğini bildirdi. Sabri İşkin, verdiği bu bilgilerden sonra, meşhur bir yazarın bir makalesini yüksek sesle okuttu. Dinleyicilerden, makale ile ilgili düşüncelerini boş bir kağıda tek cümle olarak yazıp ters çevirmelerini isteyen İşkin, yukarıda belirtilen şablondaki soruları sorarak makaleyi analiz etmeye başladı. Birçok kişinin, analiz yapmadan yaptığı değerlendirmenin eksik ve hatalı olduğu ortaya çıktı.

 

KIYAS-I BATIL Son seminerci Murat Bircan ise “Kıyas-ı Batıl (Safsata)” konusunda konuştu. “Düşüncelerimizi ifade etmemizi ya da başkalarının düşüncelerini anlamamızı sağlayan akıl yürütme, muhakeme, düşünme, ispat ve çıkarım yapma metoduna mantık diyoruz. Mantık hataları ya da hatalı çıkarımlar sonucu ortaya çıkan boş, temelsiz, asılsız hükümlere ise safsata. Safsatalar, ilk anda geçerli ve ikna edici gibi gözüken ancak yakından bakıldığında kendilerini ele veren sahte argümanlardır.” şeklinde bir tanımla konuşmasına başlayan Bircan; “Günümüz Türkçe’sinde safsata kelimesi kusurlu akıl yürütme anlamını kaybetmiş, yanlış inanç manasında kullanılır olmuştur. Oysa, safsata, insanın muhakeme yetisinin yanlış yönde kullanımıdır ve çoğu kez önyargı, eksik bilgi, batıl inançlar, duygusallık, yersiz göndermeler, acelecilik, özensizlik, genelleme, duygu sömürüsü, Türkçe’yi kötü kullanma gibi sebeplerden kaynaklanır.” dedi. Safsata’ya kıyas-ı batıl da dendiğini söyleyen Bircan;“Kıyasın çeşitleri vardır. Mesela; ‘Ay doğar-batar’ önermesinden sonra, ‘Ay ilah değildir’ hükmü verilebilir. Bu doğru ve basit bir kıyastır. ‘Bütün insanlar ölümlüdür.’ ‘Sokrates bir insandır.’ ‘O halde Sokrates ölümlüdür.’ örneğinde, ilk iki önermeden sonra varılan zorunlu sonuç doğru hükümdür. Bir de yanlış hükümler verilen kıyaslar var ki buna kıyas-ı batıl ya da safsata denmekte. Mesela; ‘Kayserililer işlerini bilirler’ ‘Turgut da Kayserilidir’ ‘Parasız kalmış olması mümkün değil’ indirgemeci safsataya bir örnektir.” şeklinde konuştu. İngilizce karşılığının “Fallacy” olduğunu bildiren Murat Bircan, safsatada önerme ve çıkarımlardan oluşan argümanlar bulunduğunu, günlük hayatta da sık sık yanlış kıyaslamalar yapılabildiğini, kritik analitik düşünme biçimiyle safsataya düşmekten kurtulmanın mümkün olduğunu bildirdi. Tüm seminerler sona erdikten sonra katılımcıların hepsi tekrar Mavigün koleji konferans salonunda toplandı. Kritik ve Analitik Düşünme (KAD) Platformu başkanı Av. Taner Ürkmez’in yaptığı değerlendirme konuşmasıyla program sona erdi.

Bir cevap yazın